10 Mart 2018 Cumartesi

| Wilhelm Reich: Dinle Küçük Adam

Wilhelm Reich (Psikiyatrist / Yazar)

Bu aralar işimin yoğunluğundan kitaplara fazla zaman ayıramıyorum. Geçenlerde çok değerli sahaf Hamit abimin dükkanına uğradım. Dükkan bir apartmanın giriş katında uzun bir koridorun sonunda 3'e 5 metre uzunluğunda 15 metrekare bir alandan ibaret. Birde dışarıya duvarın dibinde satılmayı bekleyen 3 raf dolusu çeşitli kitapların olduğu kısım var.

Lâkin Hamit abi oraya dünyaları sığdırmış durumda. Aynı zamanda bir gönül insanı. Her gittiğimde çayımı söyler. Bende topu topu 6/7 rafdan oluşan kitaplığına en az bir saat göz gezdiririm. Arada da bolca sohbet ederiz. Yıllardır bu işle iştigal olduğu için geleni gideni çok. Piyasada bulamayacağınız  kitapları onda bulmanız mümkün. Ona taktığım isim ise; Sahaf Mendel. Stefan Zweig okuyanlar benzetmeyi nereden yaptığımı anladılar.

İşte en son gidişimde Wilhelm Reich: Dinle Küçük Adam kitabı denk geldi.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince telif haklarına saygı göstererek birer paragrafı geçmemek  üzere bazı pasajlar paylaşacağım.

Halihazırda kitap topu topu 150 sayfa. Yaklaşık 30 sayfası ise hiciv ağırlıklı karikatür çiziminden oluşuyor.

Daha fazla lakırtı etmeden gelelim kitabın altını çizdiğim yerlerine;

İnsan üzerine hem sosyolojik hem psikolojik bir çalışma sayılan kitabın yeni basımı 

÷ Binlerce yılın bakış açısından görebiliyorum seni, binlerce yıl geçmişten ve binlerce yıl gelecekten bakıyorum sana. Kendinden korkma duygundan kurtulmanı istiyorum. Daha mutlu ve daha insana yaraşır bir yaşam sürmeni istiyorum. Kasılmış bir beden yerine, canlı, yaşayan bir bedenin olsun istiyorum; çocuklarından nefret etmek yerine onları sevmeni, karına  {evlilik gereği} işkence yapmak yerine onu mutlu etmeni istiyorum.

÷ Kadınımı, sevdiğim için kucaklarım ben, elimde evlilik cüzdanım olduğu için veya cinsel açlığımı bastırmak için değil.

÷ ..., kuramları yaymak için kokteyl partileri de vermem. Ögretilerim doğruysa kendi kendilerine yayılacaklardır.

÷ Her ne pahasına olursa olsun hakikati söyle.

÷ ..., bendeki kendini, ve kendindeki beni keşfedebilir, sonra da korkup benim içimdeki kendini öldürebilirdin. Bu nedenle senin, herhangi biri ya da herkesin kölesi olma özgürlüğün uğruna ölme gönüllülüğünden vazgeçtim.

÷ ...; senin dilediğin gibi konuşan dostların asla birer büyük adam olmadılar.

÷ ...: "Dahi", insanın satışa çıkardığı ürünlerinin üzerine yapıştırdığı bir markadır.

÷ Kendi mutluluğunu aydınlıktan ürken bir gece hırsızı gibi çalıyorsun.

÷ Büyüklerine ya da üstlerine saygı gösterebilmek için, onları bir altlık üzerine, yerden yükseğe koyuyorsun.

÷ Başka bir biçimde yaşayabileceğini düşünmeye cesaret edemiyorsun: Koyun gibi güdülmek yerine özgür yaşamak, taktikler uygulamak yerine açık davranmak, bir hırsız gibi gecenin karanlığında sevmek yerine açık açık  sevebilmek düşüncelerine yer vermiyorsun kafanda. Kendini küçümsüyorsun, Küçük Adam.

÷ Bütün büyük insanlar yalnızdırlar...

Kitabın Türkiye'deki eski ve orjinal basımlarından (elimdeki baskı 10.basım)

Dipnot: Wilhelm Reich'in bu değerli eseri dünya da bir çok dile çevrilmiş ve ülkemizde yaklaşık 10 yayınevi tarafından basılmıştır. Fakat basım adetlerinin düşük olması nedeniyle kitabı sahaflardan da temin edebilirsiniz. Kitaplarınızı okuduktan sonra da kitabı bir arkadaşınıza, bir öğrenciye, bir okula veyahut okurların ulaşması için bir kütüphaneye bağışlayın.
Yazının Devamı

18 Aralık 2017 Pazartesi

| Vakit Ayırıp Okumak Lazım

D&R tarzında kitapçılara gittiğimde çoğu zaman ekmek ve su içmeden saatlerce zaman geçirme isteği oluyor. Bu durum kitap severlerin tamamında vardır diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kızımla beraber yine gezinirken asağıda fotoğraflarını çektiğim kitapları okumadığımı fark ettim. Fotoğraflarını çekip yazıma ekledim. En kısa zamanda bu kitapları alıp okumam lazım. Sadece mideyi değil, beyni de doyurmak lazım...

Babaya Mektup / Franz KAFKA

Satranç / Stefan ZWEİG

Sineklerin Tanrısı / William GOLDING

Amok Koşucusu / Stefan ZWEIG 

Bir Delinin Hatıra Defteri / Nikolay GOGOL 

İnsan Neyle Yaşar / TOLSTOY

Dönüşüm / Franz KAFKA

Dava / Franz KAFKA
Yazının Devamı

15 Eylül 2017 Cuma

| Gecekondu Çocuğu


Uzun bir yazı olacak. Yaklaşık bir yıldır bloğa yazı yazmadığımı fark ettim. Şu aralar kafamda hep bu soru var. Biz üniversiteli, 30'lu yaşlarını yaşayan, 1990'lı yaşlarda Windows 98 ile büyümüş olan gençler -hayata biraz daha farklı ve ütopik baktığımızı düşünmüşümdür.
/
Son dönemde trend olan -yani Türkçesi gündemde tutulan herkesin istediği doğal yaşam mevzusu. 90'lı yıllar, çocukluğumuz betonlaşmanın ve nüfusun çoğalmaya yeni yeni başladığı tarihlerdi.  Genelde apartman dairelerinde oturanlara sınıf atlamış gözüyle bakarlardı. O zamanlar gecekondu da küçük bir bahçesi olan bir evimiz vardı. Üç kardeştik. Ailemiz gerçekten mutluydu. Küçük bir bahçe, tüplü televizyon (genelde annenizin veya akrabalrınızfan birinin ördüğü dantelli bir örtü), merdaneli çamaşır makinesi, evin arkasına 100 galonluk bir su deposu, işte böyle şeylerin olduğu ve evlerin bir arabanın geçeceği kadar dar olan yolları olan gecekondu evleri kümesi...
/
En güzel tarafı ise; herkesin ortalama gelirinin aynı olması, birbirini küçümsememesi ve babalarımızın kendilerine Murat 131'den sonra en havalı araba sayılan ve alınıp satıldığında prim yapan Renault Broadway'ler zamanı...
/
Sokakta zaman nasıl geçer bilmezdik. 10 saatin 10 dakika gibi geçtiği çocuk günleriydi. Vasconcoles'ten Şeker Portakalı, Küçü Prens, sonra Sabahattin Ali'den Kuyucak Yusuf okuduğum ve her evde A'dan Z'ye Meydan Loursse'nin vikipedi yerine geçtiği yegane bilgi kaynağı...
/
Mahalledeki çocukları ağaçlara dalmaya gidip, bilye, top ve uçurtma yapıp havada birinin diğerini indirmeye çalıştığı güzel çekişmeler,
/
Bu arada her evde babalarımızİn okuyarak doktor, hakim,  savcı ve öğretmen çıkacakmışız gibi sürekli bit beklenti ve karnede full 5 gelmesini görmek istediği an'lar... (sanki hepsi 5 gelse o beklentiler olacakmış -pehhh)
/
Şimdi anlıyorum ki; hayatımın-ızın en kaliteli ve hoş geçen günleriymiş.  Ve o anda ilerleyen günleri kestiremeyerek büyüyümek, sonrasında betonların içme hapsolan bir sürü çocuklu ruhlu, 30'lu yaşlarda kadın ve adamlar...
/
Şu hal eminim ki hepimizde var. Küçükte bahçesi olan, üst ve alt komşusu olmayan, düz ayak giriş çıkış yaptığımıZ tek veya iki katlı evler, çok fazla değil biliyorum istediklerimiz ama toprak o kadar değerli hale geldi ki. Toprağın ucuz olduğu yerlerde iş yok, işin olduğu yerde hayale yer yok.
Yazacağım çok şey var o günlere dair. Lakin birazını da okuyucuya bırakmak istedim. Uzun lafın kısası; acaba düşündüklerimizin fazlasını yapmak mümkün olacak mı bir gün?!
Yazının Devamı

12 Aralık 2016 Pazartesi

| Türkiye'de Ebeveyn ve Çocuk Olmak


Gecekondu mahallesinde büyümüş bir çocuk olarak şöyle dönüp arkaya baktığımda belki de ömrümün en kaliteli zamanları o günlermiş diyorum.

Bazı şeylerin az olması anın kalitesiz olduğuna ve sizi mutsuz ettiği manasına gelmez. Aksine insanoğlu az olan şeyden çokça faydalanmasını bilme üzerine tasarlanmış. Çabalamak ve mutluluk kardeş bence.

Ebeveyn kelimesini üniversite de öğrendim desem garipser misiniz beni?

Çokça kitap okumama ve bu kelimeyi hani roman okurken manasını bilmediğin başka bir kelimenin anlam yüküyle tamamlarsın. Ebeveyn kelimesi de tam anlamını kavrayana öyleydi.

Biz öyle ebeveyn bilmiyorduk o zamanlar.
Anne, baba, kardeş, dayı, amca, yeğen, kısaca aile, sülale, ha birde tek çocuklu ailelerden bahsedilerken çekirdek aile...

Meğer akademik düzeyde bizim ailenin jargonu yabancılara öykünürsek anne ve babadan bahsederken ebeveyn dememiz gerekliymiş...

Biz öyle büyümedik,
Anne ve babadan bahsederken hep -bizimkiler kelimesi /ebeveyn kelimesine eş değer ve daha kıymetli,
Kendinden küçük kardeşe -ufaklık,
Büyük kardeşe -ablam, -abim.

Türkiye'de anne olmakta zor, çocuk olmakta, baba olmakta.

Aile müessesesi televizyon dizileri, şehir yalnızlığı, ellerden düşmeyen benim akılsız (sizin akıllı) dediğin telefonlar, bozulan komşuluk ve akrabalık ilişkileri örselendi.

Yeni günlerin dünü aratacağı bugünden belli,
Çocukları beton içinde değil toprağa yakın büyütmeli, onlarla ve eşlerle zaman geçirmeli, zira geçen gün geri gelmiyor.

Telafisi yok, neylersin...

Yazının Devamı

7 Kasım 2016 Pazartesi

| Zor Günlerin İzinde...

Sene 1973,
Mevsim kış ayları...

Şehirlere lapa lapa karın yağdığı zamanlar,

Çeşmedeki suyun daha boruların içindeyken buz tuttuğu, içecek suyu (tencerenin içine kırıp attığın buzu) soba üzerinde eriterek hayatı idame ettirdiğiniz zamanlar,

Bir kurşun kalemin dibini gördüğünüzde dahi o arta kalan kısmı nasıl kullanırım düşüncesi var çocuklarda, herşey çok kıymetli az olduğu için...

Araba, otobüs var ama şu çağdaki bolluk kadar değil tabii ki...

Devir idare devri, şeker az tuz az herşey az ama muhabbet bol ve kafi, çocuklar yokluğa rağmen mutlular...

İşte bizim köye böyle dar vakitlerde bir öğretmen atamayla geldi. İlk görev yeri olması münasebetiyle çekingen ve çocuksu bir hali vardı. Muhtarı sordu köy meydanında. Köyün çocuklarından 1 ufaklık aldı götürdü öğretmeni -muhtarın evine.

Velhasıl kelam köyde eşi ölmüş yaşlı 1 Hüseyin amca vardı. Öğretmen o evde misafir edildi bir süre.

Okul zamanı geldi. Köyde her yaştan yaklaşık 30 çocuk var. Etraftaki birkaç köyden gelen çocuklarla beraber 80 civarını buluyor öğrenci sayısı.

Öğretmen bir hafta dayanabildi. Çaresiz tahtayı 5'e bölüp her sınıf için ayrı ayrı konu işlemeye başladı.

Geçen sene gelen öğretmen eş durumundan tayin alıp gitmiş. Daha doğrusu alışamamış. Ortalık siyasi olaylar nedeniyle ısınmış. Türkiye gündemi gergin.

Öğretmen adını yazdı tahtaya: Mehmet Ali.

Sonra çocukların yüzüne 1-1 bakıp:
- Benim adım Mehmet Ali. Memetali diyen olur. Memet diyen olur. Ali diyen olur. Hepsi kabulüm.

Ardından tek tek öğrenciler ayağı kalkıp adını, yaşını, babasının ne iş yaptığını söyleyip yerine oturdu. Böylece tanışma faslı bitmiş oluyordu.

Öğretmen yarın okula gelirken büyüyünce hangi meslekleri seçeceklerini 1 kağıda yazıp getirmelerini istedi.

Ertesi gün çocuklar tahtaya kalkıp hangi mesleği seçeceklerini söylediler. Enteresan meslek seçimleri vardı. Müzik aletlerinin yapım ve tamiri, okullarda okutulan kitapları yazan bir hoca olmak gibi değişik seçimler çıkmıştı ortaya...

Tahtaya çıkan 2.sınıf öğrencisi Veli bende yıldızlara gitmek istiyorum. Bir makine yapıp gideceğim öğretmenim dedi.

Akşam çocuklar evlerine dağıldı. O öğretmen o gün bir karar verdi. Hergün son dersi hayatın ona öğrettikleri deneyimleri öğrencileriyle anlatarak konuşarak geçirmeye başladı.

Her öğrenci kendine gerçekçi ve başarılı bir hedef koymaya düzenli ders çalışmaya başladı. Öğretmen onlara köy dışında bir dünya olduğu gerçeğini göstermeye çalışıyordu.

Okulun son günü Veli karnesini alırken Memetali öğretmen sordu;
- Ee Veli kararını verdin mi? Ne olacaksın?

Veli net bir tavırla:
- Hocam sayenizde ne istersek o olabiliriz. Çünkü okuma yazmadan evvel doğru düşünmeyi öğrettiniz öğretmenim...

Öğretmen sınıfa bakarak:
- Gelecek günlerde şartlar sizi zorlayabilir -hatta üzebilir. Belki şu karla kaplı yoldan daha kötü imkanlar içerisine itebilir. Ama çocuklarım şunu hiçbir zaman unutmayın. Bu ülkede Mustafa Kemal aklıyla ve inanarak ülkeyi kurtardı. Sizler geleceği kuracaksınız. Buna inancım tam yeterki; dürüst olun ve çalışın...


Fotoğraf / Canım Kardeşim filmi, 1973...
Yazının Devamı

-Oğuz Atay / Tutunamayanlar

Siz de benim gibi, günleri sevgiyle isteyerek değil de, takvimden yaprak koparır gibi gerçek bir sıkıntı ve nefretle yaşadıysanız, Ankara güneşi sizin de uyuşturmuşsa beyninizi, Ata'nın izinde gitmekten başka bir kavramı olmayan Cumhuriyet çocuğu olarak, yayan pis pis gezdiyseniz Hergele Meydanı'nda, bu sarı ve tozlu alan iğrendirmiyorsa sizi, bir taşra çocuğu sıfatıyla özlemeyi bilmiyorsanız denizi; kaybettiniz (benim gibi).

-Neyzen Tevfik

Hayat üç buçukla dört arasındadır; ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın.

-Alexandre Dumas

Tarihe tecavüz ettiğimi söylediler ama çok güzel çocuklar doğdu. (3 Silahşörler romanı hakkında)

-Ernesto Che Guevara

Ne kadar farklı olursa olsun; sana ait olmayana tenezzül etme ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan asla vazgeçme.

-Uğur MUMCU

Gelecek nesilleri değil, gelecek seçimleri düşünen politikacılarımız bu tablonun ressamlarıdırlar. "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" parolası ile liberalizm, en acı örneğini Türkiye'de vermiştir.

-J.J.Rousseau

Felaketlerimizin çoğu bizim eserimizdir ve doğanın istediği gibi basit, tekdüze ve yalnız bir yaşam sürebilseydik bunların hemen hemen hepsinden kurtulabilirdik.