Resim Sevinci (The Joy of Painting) adlı programı ve Bob Ross |
Çocukluğunu 80'ler ve 90'larda geçirenlerin yakından tanıdığı ve bir şekilde anılarında yer alan bir adamdı: Bob Ross. Bonus reklamlarındaki o kabarık saçları, gözlükleri ile eline aldığı fırçasıyla bizi çocukluğumuzda çizdiği kanvas tablolar üzerine çizdiği yağlı boya doğa resimleri ile bir cennetten bir diğerine seyahat ettirirdi.
İşe giderken genelde radyo kanallarında müzik dışında program yapan yapımcıların sohbetlerine kulak veririm. Şimdi hangi radyo kanalıydı, hatırlamıyorum, Bob Ross'un "Joy Of Painting" programından ve hayatının bir filme konu edildiğinden bahsediyordu. Ve hayatına dair başka şeylerden de...
Mesela o kabarık saçlarını kesmek istediğini, ancak bu haliyle izleyici tarafından sevildiği için kesemediğinden.... O ünlü olduktan sonra bir tablosunun 9.8 milyon dolara alıcı bulduğundan filan bahsediyordu. Bob Ross yine de mütevazi hayatına kaldığı yerden devam ettiğini de anlatıyordu, radyo yayınındaki sunucu. Kedi ve köpeklerine mama alarak onları beslediğini, birçok insana yaptığı resim programı dışında resim yapma sevincini aşıladığından da bahsediyordu.
Ross, Youtube tekrarı yayınlanan programından bir kare |
Ve Ross, daha genç sayılabilecek bir yaşta 52 yaşındayken lenfoma (lenf bezi kanseri) sonucu 4 Temmuz 1995 senesinde aramızdan ayrıldı. Ölümünün ardından "Bob Ross Inc." el değiştirerek Kowalskis'e devrolmuş oldu. Ross, üç kez evlendi. Bu evliliklerinden iki oğlu oldu.
Annette ve Walt Kowalski çiftiyle tanışmasının ardından PBS'te 1983'ten 1994'e kadar yayında kalan Resim Sevinci (The Joy of Painting) programı toplam 30 sezon boyunca sürdü.
Kronolojik olarak hayatına dair birçok şey anlatılabilir, Bob Ross'a dair. Ancak ben yukarıda bahsettiklerim dışında başka şeylerden, birazda kendi hayatıma nasıl yansıdığı yönüyle ilgili bahsetmek istiyorum.
Ross'u resim yaparken izlemek bir terapi gibiydi ben çocukken. TRT'de yayınlanan programlarını soğuk kış gecelerinde sobanın yanında televizyonda izlerken bambaşka bir evrenin içine sokuyordu, insanı.
Ross'u bir radyo yayına sırasında hatırlamıştım. Ve onunda en azından iki satırda yazmanın o çocukluk günlerime kattığı renk dolayısıyla boynumun borcu olduğunu düşündüm. O güzel insanı yad etmek, arada çizdiğim resimlere beni ittiği için teşekkürü borç biliyorum. Ben çocukken bilhassa pastel boyalarla doğa resimleri çizmeyi seviyordum. Büyüdükten sonra duvarlara başka materyallerle de (en ilginci sanırım boyalarım olmadığında kurşun bir kalem ve kömürle) duvara çizdiğim tarihi bir kişiliğe ait portre idi. Burada da Ross'u anımsamış ve onun birkaç tekniğinden esinlenerek faydalanmıştım.
Sanırım Tanrı, böylesi iyi insanları arada sıkışarak cehenneme dünyamıza küçük cennetler yaratmak için gönderiyor, diye düşünüyorum bazen. Umarım, aramızdan ayrılarak vardığın karanlık içinde umut seninle olur.
Ve dünyamıza kattığın renkler için sana her zaman borçlu kalacağız.
Işıklar içinde uyu, Ross...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yap: