17 Aralık 2011 Cumartesi

Düzende Var Bir Düzensizlik

Düzende Var Bir Düzensizlik


Televizyonları açıp dizileri izliyoruz. Verilen aslında bir reyting savaşı...

Seçimlerde sandık başına gidip oy kullanıyoruz. Yapılmaya çalışılan aslında bir çıkar savaşı...

Halk olarak dünle bugünü oturup kıyaslıyoruz. Aslında her geçen gün yeni bir yalanın parçası...

Düzende var bir düzensizlik arkadaşlar. Daha dün ülke çıkarları diye nutuk atanlar bugün ülkeyi parça parça satıyor. Bir Allah'ın kulu da çıkıp hesap sorduğu zaman. Aha bu da Ergenokon'cu denilip doğru Metris Cezaevine.

Yeni dizisi televizyona çıkacağını hevesle anlatan yönetmen istediği reytingi tutturduğu zaman köşeyi dönüyor. Sonra magazin gündeminde halkın gözünü boyamayan çalışan ünlülerin yaptıklakları. Dizisi yayından kalkan yönetmen, oyuncu ise; dizi tutmadığı için veryansın.

O kadar tezatlık var ki: hangi birini anlatsam. Hangisi üzerine konuşsam bilemiyorum. Daha dün Avrupa Birliği'ni Hristiyan Kulübü diye demagoji yaparak halkın gözünü boyayan siyasetçi bugün devletin bir numaralı koltuğunda oturuyor. Avrupa Birliği geleceğimizdir deyip dini konuları arka plana itiyor. Laiklik ilkesi ile alay edilir hale geldi. Öğrenciler çıkıp bu politikaları eleştirince gavura yapılmayan eziyet kendilerine uygulanıyor. (Amerikan askeri Adana / İncirlik'e geldiğinde ülkemizin geleceğini kuracak olan öğrencilere gösterilmeyen saygı onlara gösteriliyor.)

"Rezalet" kelimesinin tam karşılığını ararsanız. Dünyayı dolaşarak zahmete girmeyin lütfen. Çünkü: Türkiye Cumhuriyeti'nde rezalette, kepazelikte diz boyunu çoktan geçti.

Halkı galyana getirmek için yazmıyorum. Eğer bazı gerçekleri gençlerimiz araştırıp çoğunluğu görmüş olsaydı. Durmak yerine harekete geçmiş olsaydı. Zaten şuan yazmıyor olacaktım bu yazıyı.

Daha elimizden ne alınmalı. İşsizlik diz boyu. Hergün basında açıklanan rakamların çoğu gerçeği yansıtmıyor. Alım gücü düştüğü için halkın enflasyon yüzde 10'nun altına düştü diyor devlet büyüklerimiz. Halk geçinemiyor. Vatandaş çoluğuna çocuğuna gelecek kuramıyor. Hergün yüzlerce şirket iflas bayrağını çekiyor. Yabancı sermaye dedikleri şey gitgide kendine esir ediyor milletimizi ve toprakları.

Devlet politikaları uygulanırken insanlar tek tipleştirilmeye çalışılıyor. Bizim adamımız ya da öteki mantığı bütün partilerde egemen. En büyük yanlış da burada yapılıyor. Halka takım tutar gibi parti tutun deniyor. O kadar kolay değil bu işler maalesef. Mevzu bahis olan yarının çocuklarının geleceği...

Harekete geçmemiz için bayrağımızın direkten inmesini mi? bekleyeceğiz. Her yeni güne bir şehit haberiyle ciğerimiz yanarken oturup susacağız? Milletimiz bunu hak etmiyor. Eğer politikacılar görevini yerine getiremiyorsa görev halka düşüyor.

Gereken bir kıvılcım sadece. O günün de geleceğine eminim. Nasıl İzmir'de Hasan Tahsin, Menemen'de Asteğmen Kubilay çıktıysa, yine bir yiğit çıkıp dur diyecek düzene.

İşte o gün geldiğinde ben bir genç olarak üstüme düşen vazifeye hazır bekliyor olacağım. Umarım diğer genç kardeşlerimde üstüne düşeni yapar. Saygılar...
Share This

-Oğuz Atay / Tutunamayanlar

Siz de benim gibi, günleri sevgiyle isteyerek değil de, takvimden yaprak koparır gibi gerçek bir sıkıntı ve nefretle yaşadıysanız, Ankara güneşi sizin de uyuşturmuşsa beyninizi, Ata'nın izinde gitmekten başka bir kavramı olmayan Cumhuriyet çocuğu olarak, yayan pis pis gezdiyseniz Hergele Meydanı'nda, bu sarı ve tozlu alan iğrendirmiyorsa sizi, bir taşra çocuğu sıfatıyla özlemeyi bilmiyorsanız denizi; kaybettiniz (benim gibi).

-Neyzen Tevfik

Hayat üç buçukla dört arasındadır; ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın.

-Alexandre Dumas

Tarihe tecavüz ettiğimi söylediler ama çok güzel çocuklar doğdu. (3 Silahşörler romanı hakkında)

-Ernesto Che Guevara

Ne kadar farklı olursa olsun; sana ait olmayana tenezzül etme ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan asla vazgeçme.

-Uğur MUMCU

Gelecek nesilleri değil, gelecek seçimleri düşünen politikacılarımız bu tablonun ressamlarıdırlar. "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" parolası ile liberalizm, en acı örneğini Türkiye'de vermiştir.

-J.J.Rousseau

Felaketlerimizin çoğu bizim eserimizdir ve doğanın istediği gibi basit, tekdüze ve yalnız bir yaşam sürebilseydik bunların hemen hemen hepsinden kurtulabilirdik.