29 Mart 2006 Çarşamba

Eğitim Sistemi Üzerine Notlar

Eğitim Sistemi Üzerine Notlar

 
Eleştirmek -hataların tamamını doğruya çevrilmesi için faydalı hareketlerden sadece bir tanesi. Ama tek başına o da yeterli değil. Doğru yapılan işlerle yanlışları birbirinden ayırabilir. Fakat bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde eğitim sistemi kanayan bir yara. Eleştiriden çok modellemelerin çıkartılması geretiğini düşünüyorum. [Bölgelere uygun okullar ve eğitim için kadro modelleri] En başta liselerde imam hatipli ve meslek lisesi ayrımın ortadan kaldırılması şart. [Bu okullar toplumdaki gençlerin daha yetişkenliğe geçerken İslamcı ve Laik ayrımı yapmaya mecbur bırakıyor] Duvarlar örerek gençlerin önünde tabular oluşturuyor. Bu eğitim kurumlarının ülke geleceği açısından büyük zararları var. Hem ekonomik -hem yasadışı.
 

İkinci olarak düz liselerle -kolejli sınıflandırılması öğrencilerin [tabii buradaki problem paraya dayanıyor -hayatın bir sosyal gerçeği olarak bunu kabul etmek gerekli] yeni öğrenci seçme sınavına bakışı direkt etkiliyor. Ailelerde burada denize düşen yılana sarılır hesabı dersanelere gönderiyor çocuklarını. Onlar haklılar, hatalı olan sistem. Burada bir istisna olan okullar mesleki eğitimleri normal okullar içerisinde yer alamayacak liseler. Mesela; Öğretmen okulları, direkt iş kollarına personel yetiştiren okullar bu kapsamın dışında.



Eğer birşeyler değişecekse kökten çözümler ortaya konmalı. Ben kendi örneğimden yola çıkıp, başta açıköğretim okuyan arkadaşlara bazı tavsiyelerde bulunacağım. Açıköğretimde başarı direkt olarak çalışmaya endeksli. Ne kadar emek verirsen, karşılığında o kadar not alırsınız. Ve düzenli çalışmalarla yüksek not almanız hiçte kaçınılmaz değil. Genelde açıktan okuyan liseli ve üniveristeli arkadaşlarımızın büyük oranı sınıf tekrarı yapmıştır. Arkasından da dersaneye gitmiştir. Günlük hayat içerisinde tek başına çalışırken kavrama güçlüğü çeker insan. Ama bir hoca eşliğinde çok daha net anlar dersleri. Peki fakülte kazanan öğrenciyle, açıköğretim okuyan öğrenci arasında ne fark var? Tek bariz fark aldıkları eğitim. İşte o eğitim bütün hayatlarını etkiliyor. Biri 4 yıllık fakülte bitirip, lisans diplomasıyla savcı, hakim, doktor, mimar, mühendis, öğretmen gibi birçok meslek dalında tercihini rahatça yapıyor. Diğeriyse; aldığı diplomayla tam bir mesleğinin olmaması -en baştan konamaması nedeniyle bir süre problem yaşıyor. İşte çözümün bu noktada üretilmesi, ele alınması gerekli. Amacım zaten var olan tartışmalara bir yenisini eklemek değil. Yalnız şuanda öğrenci olanların -NASIL? bir eğitim ve öğretim görecekleri seçme ve talep etme haklarına sahipler. Anasaya'nın Üçüncü Bölümü'nün Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler başlığı altında yer alan 42 ve 130 .maddelerinde eğitim hakkı ve yüksek öğrenim görmeye ilişkin haklar tanımlanmış. Toplumumuz hangi haklara sahip olduğunu bilmiyorum [hukukçular dışında] Zaten genelde çıkan bütün büyük aksaklıklar hakların bilinememesi ve talep edilememesinden ortaya çıkıyor.



Problem oluşturan başka bir sorunda. Ezberci bir eğitim sistemimiz olması. Bu da öğrencileri kolaycılığa ve kopyacılığa itiyor. Bende zamanında az kopya geçmedik. Amaç dersi geçmek öğrenmek sonraki aşamaydı her zaman benim için. İş işten geçtikten çok sonra kavradık. Temel kuvvetli olmayınca başarı uğramıyor bizim durağa. Ve kat sayının anlamını 3 puandan büyük bir fakülteyi kaybedince anladım. Yazdıklarımı yaşayan öğrenci arkadaşlarım çoktan bu ülkede. Çünkü her sene 1.500.000'dan fazla insan şansını deniyor. Sadece 1/3'ü iyi bir yere yerleştirilebiliyor. Diğer ülkelerle kıyasladığımızda gülünecek durumdayız. Almanya'da ailelere destek primi adı altında her öğrenci için okuduğu okula göre para ödeniyor eğitim masraflarını karşılaması için. Bizde para ödenmesi bir yana- üstüne para ödüyoruz. O da yetmiyor Doğu'da çocuklarımız en 5 km ötedeki okula yalın ayak yürüyor. Atatürk'ün işaret ettiği -erişmeye çalıştığımız muassır medeniyet seviyesi  işte bu kadar uzakta.

"Eğitiminde bazen insanı kurtaramadığı bazı ortamlar olabiliyor. Bir arkadaşımın anlattığı yaşanmış bir olayı aktarmakta fayda var. Kongolu diplomatlardan biri kendi ülkesini temsil etmek için Paris'te bir resepsiyona katılır. İşleri çok yoğun olduğundan -diplomatik işlerle uğraşmış, fazla çalışmıştır, uykusuzdur Kongolu diplomat. O sırada önemli bir sohbetin içindeyken esner. Ağzını açabildiği kadar açar. Ama elini ağzına götürmeyi akıl edemez. Unutur arada. Koskoca diplomat dünya ülkelerinin temsilcilerinin bulunduğu bir ortamda direkt göze batar. Ve temsilcilerden bir tanesi ingilizce olarak: "Mannerless man" der. Anlamı görgüsüz adam demek. Bu olayı insanları küçümsemek için anlatmadım. Ama eğitimli olmakta insanları kurtarmıyor bazen. Kongolu diplomat eğer İngiliz olsaydı. Bu kadar sırıtmayacaktı bu hareketi. Birazda yapılan hakaret Afrika halkına karşı yapılmış bir hakarettir. İşte bizlerde eğitim ve bulunduğu coğrafya nedeniyle karanbolde kalan bir ülkeyiz. Aşılması gereken bir başka handikapta ülkemizin prestijinin ülkeler düzeyinde artırılması..."



Yaşadıklarımdan çıkardığım derslerle Türkiye için yapılması gerekenler sırasıyla; aile planlamasına bağlı olarak eğitim sisteminin ihtiyaçlarının belirlenmesi, kadroların buna göre tahsis edilmesi [tabii önce aile planlamasının oturtulması gerekli Türkiye'de ] İkincisi Hükümet belirlediği bir programla devlet okullarının standardını ödeneğe bağlı olarak öncelikle yükseltmeli, sonrasında ülkenin batısına yapılan okul sayısı kadar doğu bölgelerine de tüm eğitim kademelerinde (ilkokul, lise, üniversite, mesleki eğitim) okullar açılmalı. Dahan önemlisi sağlıklı bir eğitim sistemin kurulabilmesi için eğitimcilerin ödenekleri ve sosyal koşulları iyileştirilmeli. Bu saydıklarım akla gelen birkaç tane çözüm. Eminim Milli Eğitim Bakanlığı'nın ve YÖK'ün daha şahane fikirleri ve projeleri vardır. Önemli olan projelerin üretilebilmesi kadar uygulanması da. Başka bir eksikte burada yaşanıyor. Adı da genelde ödenek, kadro yetersizliği oluyor. [Dışarda da 2-3 yıldır kadro bekleyen binlerce mezun öğretmen]



Düşünürlerimiz, aydınlarımız konuyla ilgili olarak baya şeyler yazmışlar, çizmişler. Çoğuna internetten bakıp, okudum. Eğitim sistemimiz; aslında herkesin değiştirmek isteyipte değiştiremediği bir yapıya sahip. Her gelen iktidar, bir tarafını kurcalamış. Ya da ufak tefek iyileştirmeler yapmış. Ve eğitim o kadar önemliki; toplumda olan biten suçların bile temelinde büyük oranda eğitimsizlik yatıyor. Çünkü; bilinçli insan kolay kolay suç işlemez. Çok düşünmemek lazım nedeni. Zaten kısa olan günlerini içerde geçirmek istemez. Elimizdeki verilere bakarsak. ve benzetme yaparsak. Eğitim sistemimiz kansere yakalanmış. İlgili kurumların başındakilerden tanı ve tedavi bekliyor. Ortada kanserlik bir vaka var. Ve tüm toplumu etkiliyor. Ama maalesef lafla beraber yaraya neşter atan bürokratlarımız çok.. Ama kesin çözüm bulan profesyonel -uzman kişiler yok!
Share This

-Oğuz Atay / Tutunamayanlar

Siz de benim gibi, günleri sevgiyle isteyerek değil de, takvimden yaprak koparır gibi gerçek bir sıkıntı ve nefretle yaşadıysanız, Ankara güneşi sizin de uyuşturmuşsa beyninizi, Ata'nın izinde gitmekten başka bir kavramı olmayan Cumhuriyet çocuğu olarak, yayan pis pis gezdiyseniz Hergele Meydanı'nda, bu sarı ve tozlu alan iğrendirmiyorsa sizi, bir taşra çocuğu sıfatıyla özlemeyi bilmiyorsanız denizi; kaybettiniz (benim gibi).

-Neyzen Tevfik

Hayat üç buçukla dört arasındadır; ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın.

-Alexandre Dumas

Tarihe tecavüz ettiğimi söylediler ama çok güzel çocuklar doğdu. (3 Silahşörler romanı hakkında)

-Ernesto Che Guevara

Ne kadar farklı olursa olsun; sana ait olmayana tenezzül etme ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan asla vazgeçme.

-Uğur MUMCU

Gelecek nesilleri değil, gelecek seçimleri düşünen politikacılarımız bu tablonun ressamlarıdırlar. "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" parolası ile liberalizm, en acı örneğini Türkiye'de vermiştir.

-J.J.Rousseau

Felaketlerimizin çoğu bizim eserimizdir ve doğanın istediği gibi basit, tekdüze ve yalnız bir yaşam sürebilseydik bunların hemen hemen hepsinden kurtulabilirdik.